ANASAYFA / ATATÜRK VE SPOR
Atatürk’ün spora merakı çocukluk yıllarında arkadaşları ile sık sık güreşmesi ile başlamıştır. Spor konusundaki ilk faaliyeti 1915 yılında, “Osmanlı Genç Dernekleri Genel Müfettişliği’ne atanmasından kısa süre sonra hazırladığı raporu hükümete sunmuş ve bu raporda okullardaki jimnastik saatlerinin arttırılmasını teklif etmesidir. Bu raporunda Miralay rütbesindeki Mustafa Kemal’in Genç Dernekleri Yönetmeni olarak, üzerinde durduğu ana noktalar şunlardı:

‘’Yeni neslin fikri ve bedeni eğitimi için genç dernekleri ve izcilik ele alınmalıdır. Gençler 12 yaşından itibaren esaslar dahilinde yetiştirilmelidir. Beden eğitimi okullarda programlı olmalıdır.Spor kulüplerinde sağlığın korunması, spor fizyolojisi ele alınmalıdır. Spor kulüp başkanları siyasetin dışında kalmalıdır.Beden eğitimi ders Saatleri arttırılmalıdır.’’

Atatürk, her alanda olduğu gibi sporda da bilim yolundan ayrılmamayı tavsiye ederken, sporun önemi üzerinde de durmuş ve ona yeni bir benlik kazandırmıştır. “Müspet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar, beden terbiyesinde de kabiliyeti arttırmış ve yükselmiş olan erdemli, kuvvetli bir nesil yetiştirmek, ana siyasetimizin açık dileğidir” sözleriyle de bunu kanıtlamıştır.

          Atatürk’ün emriyle 18 Temmuz 1920 günü, Muhafız Takımı kuruldu. Birliğin başındaki Mülazım İsmail Hakkı Bey’in spora olan büyük merakı, Atatürk’ün de bu konudaki olumlu görüşleriyle birleşince Muhafız Alayı adını alan birlik, 1 Haziran 1923 günü Muhafız Gücü adını almıştır.

Türkiye’nin ilk spor teşkilatı olan “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” 1922′de İstanbul’da kurulmuştu. Cumhuriyet ilkelerine bağlı olarak kurulan bu ilk spor cemiyetinin ve federasyonlarının yöneticileri Atatürk’ün yarattığı ortamla seçimle belirlenmiş ve demokratik bir şekilde spor örgütlenmelerinin temelleri atılmıştı. Atatürk o günlerde, “Türk sosyal yapısında spor hareketlerini düzenlemekte görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yükseltmeyi düşünürken sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak amacıyla bir spor politikası oluşturamazlar. Esas olan, bütün, her yaştaki Türkler için beden terbiyesini sağlamaktır” diyerek, sporda hedefin halkın sağlığı ve toplum sporu olduğunu işaret ederek, günümüzde hâla erişilmek istenen ideal olan “Herkes İçin Spor” hedefini tespit etmiş ve görevlileri bu konuda uyarmıştır.

16 Ocak 1923 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında, “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (TİCİ)” kamu yararına dernek olarak kabul edilmiş ve böylece ilk kez devlet spora ve sporcuya destek ve yardım elini uzatmıştır. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti ilk kez 1924’teki Paris Olimpiyatları’na katılmıştır. 1924 yılı bütçesine, Atatürk’ün talimatıyla spor için 50.000 TL ödenek konulmuştur. Türk sporcuları atletizm, bisiklet, eskrim, futbol, güreş ve halter dallarında dünyanın en seçkin sporcularıyla yarışmak ve dünya sporunu yakından görüp tanımak imkân ve fırsatını buldular.

Cumhuriyetin ilanından önceki günlerde hazırlanan hükümet programlarında, Genç Türkiye’nin Atatürk’ünün spora verdiği önem anlaşılmaktadır. Hükümet programında yer alan Beden Eğitimi Öğretmeni Okulu “Gazi Terbiye Enstitüsü” adı altında Ankara’da hizmete girmişti. Atatürk, Türk sporunun ilk öğreticilerinin yetiştirilmesi konusunda da acele etmişti. Beden Eğitimi öğretmeni yetiştirecek okul tesis edilmeden önce Çapa Muallim Mektebinde bir kurs açılmış ve bunun başına da Avrupa’da beden eğitimi öğrenimi yapmış bulunan Selim Sırrı Bey (Tarcan) getirilmişti.

1924 yılında yayınlanan köy yasası ile köylerde güreş, cirit ve atıcılık gibi köy oyunlarını özendirici hükümlere yer verilmiştir. 1930 yılında çıkarılan Belediye Yasası, belediyelere “çocuk bahçeleri, spor alanları, yerel ihtiyaçlara uygun stadyumlar yapmak ve işletmek” gibi yükümlülükler getirmiştir. Bu Gün hala uygulanmasına ihtiyaç duyulan bu yasanın, Atatürk’ün ölümünden sonra uygulanmamasının sonuçlarını bizler yaşadık; dileğimiz çocuklarımızın yaşamaması. Yine 1932 yılında Atatürk’ün talimatıyla kurulan halkevlerinin yapması gereken çalışmalar arasına spor da eklenmiştir.

1936 Berlin Olimpiyatları’na da katılan sporcularımız önemli bir varlık gösteremediler ama bu Atatürk’ün onların spor görgülerini arttırmak için bir fırsat olduğunu görmesine engel olmadı. Olimpiyata katılan sporcuların Avrupa’da dolaşıp görgülerini arttırma imkanı sağlandı. Yurda dönüşlerinde olimpiyat oyunlarında kazanmışlarcasına itibar gördüler. Olimpiyatlar Atatürk’ün gözünde çok önemliydi. Berlin Olimpiyatları’nda dünya birinciliğini kazanan hafif sıklet güreşçimiz Yaşar Erkan’ın başarı haberini Atatürk büyük bir coşkuyla ve sevinçle karşılamıştır.